İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2013 Cuma

HTC One S incelemesi

HTC One S, HTC One X’in biraz daha uygun fiyatlı kardeşi. Şu anda Türkiye fiyatı 1200 TL. Artık küçük kutular moda oldu. HTC One S’in de küçük bir kutusu var. Kutudan temel ihtiyaçlar dışında pek bir şey çıkmıyor. Yani şarj aleti, bağlantı kablosu, kulaklığı çıkıyor.

HTC One S çok şık bir tasarıma sahip. Kullanılan alüminyum malzeme dolayısıyla elinize aldığınızda pek çok “oyuncak” hissi veren telefondan çok daha farklı hissediyorsunuz. Yeterince ince, ama ekran boyutu da yeterince büyük. Dış görünüş konusunda HTC’yi tebrik etmek lazım. Ancak kalite konusunda yine de şüphelerim var. Çünkü iki adet HTC One S aldık ve birinin güç düğmesine basıldığında resmen gıcırdıyordu. Ufacık bir şey belki ama bir kere takıldığınız mı her seferinde duyuyorsunuz bu sesi.


HTC One S 16 GB hafızaya sahip. Bellek, uygulama belleği (6 GB) ve telefon belleği (10 GB) olarak ikiye ayrılmış. Fazla bir program yüklemeseniz bile uygulama belleğinin 4 GB’ı dolu oluyor. HTC One S’in MicroSD kart girişi yok, yani size verilen bellekle yetinmek zorundasınız. Bu da Mobil Yazılar’da sıkça eleştirdiğim bir şey. HTC One S MicroSD kart girişiyle çok daha esnek bir telefon olabilirdi.


Cihazın çift çekirdekli 1.5 işlemcisi, 1 GB RAM’i var. Android 4 işletim sistemi ile çalışıyor. Arabirim HTC’nin Sense deneyimi ile zenginleştirilmiş. Tabi kimisi Sense’i beğenmiyor ama bence artı değer oluşturuyor.


HTC One S yoğun kullanımda bir gün sizi idare edebiliyor. Ancak internete nadiren bakar, oyun oynamaz, ekran parlaklığını kısar ve az konuşursanız üç gün bile dayanabiliyor. Bu açıdan tatmin edici olduğunu söylenebilir (Tabi bütün bunları yapmayacaksam niye akıllı telefon aldım da diyebilirsiniz, demekte haklısınız). Son dönemlerde çıkan pek çok telefonda olduğu gibi, HTC One S’de de batarya değiştirilemiyor. Eğer telefonunuzu çok yoğun kullanacaksanız bu bir eksi. Geçenlerde Mobil Yazılar’da bahsetmiştim, MicroUSB girişinden bağlayarak telefonunuzu şarj etmenizi sağlayan harici batarya çözümleri var.


HTC One S’in 3,5 mm kulaklık girişi, arka tarafında bir adet hoparlörü ve Beats Audio özelliği var. HTC Flyer ve iPad Mini incelemelerinde de belirtmiştim, hoparlörün arka tarafta ya da sadece bir tarafta olması keyif kaçırıcı oluyor. Hem ses azalıyor, hem de kalitesi düşüyor. Çağrılarda ise ses seviyesi yeterli. Telefonun zil sesi de arka tarafındaki hoparlörden geldiği için Sony Xperia Sola’da olduğu gibi zil sesi az çıkabiliyor.

HTC One S’in 8 MP autofokus özellikli kamerası var. 1080p videolar da çekebiliyor. HTC’nin yeni kamera yazılımında video çektiğiniz sırada videoyu durdurmadan fotoğraf kareleri de yakalayabiliyorsunuz. Ancak kamera konusunda ciddi bir sıkıntısı var: Deklanşör düğmesi yok.









Şimdiye kadar ekrandan hiç bahsetmediğimi fark etmişsinizdir. Ekran konusunu sona sakladım, çünkü HTC One S almak ya da almamak konusunda en önemli karar noktası bence burası. HTC One S’in 540 x 960 piksel çözünürlükte 4.3 inçlik bir Super AMOLED ekranı var. AMOLED olduğu için ekranlarda siyahlar tam siyah. Renkler son derece canlı. Bu da video izlemeyi, fotoğraflara bakmayı keyifli hale getiriyor. Ancak ekranın “plus”ı yok. Yani Pentile ekran. Böyle şifreli kelimelerle konuşunca pek açıklayıcı olmuyor değil mi? Yani ekrandaki yazılar normal LCD ekranlara göre biraz daha tırtıklı gözüküyor. Bazen karmaşık dokuları olan fotoğraflarda da bu tırtıklı görüntü hissedilebiliyor. Ancak bundan hiç rahatsız olmayanlar da var. HTC One S’i satın almadan önce mağazada deneyip ekranını iyice incelemenizi tavsiye ederim. Web sayfalarına, dokümanlara falan biraz bakın. Eğer harflerin kenarlarındaki bir gariplik hissetmiyorsanız, HTC One S’in ekranı ile mutlu mutlu yaşayabilirsiniz. Dediğim gibi, renkleri son derece canlı gösteren bir ekran. Ama o tırtıkları fark ediyorsanız, telefona her baktığınızda bu gözünüze çarpıp sizi rahatsız edecektir.







Satın aldıktan sonra pişman olmamanız için tekrarlamak istiyorum: Mağazada telefonun büyüsüne kapılmadan ekranını iyice inceleyin. Başka telefonların ekranları ile karşılaştırın. Sadece resimlere bakmayın, küçük yazıların olduğu görüntülere de bakın. Bir gariplik hissediyorsanız, bir kere daha düşünün derim. Çünkü satın aldıktan sonra bu telefona her gün bakacaksınız ve her bakışınızda o tırtıkları fark edip sinir olma ihtimaliniz var.

Ekranının Pentile olmasına, MicroSD kart yuvasının olmamasına ve bataryasının değişmemesine takılmazsanız HTC One S güzel bir telefon. Ama 1200 TL’ye alabileceğiniz başka bir telefon daha var: Sony Xperia S. Onun da kendine göre artıları ve eksileri var tabi. Karar sizin.

Mobil Yazılar’dan şimdilik bu kadar. Görüşmek üzere!

Bu yazı ve bu sitede yayınlanan bütün diğer yazılar Mobil Yazılar tarafından yazılmıştır ve bütün hakları Mobil Yazılar'a aittir. Başka bir yerde yayınlanamaz.

21 Nisan 2013 Pazar

iPad Mini fotoğraf kalitesi

iPad Mini incelemesinde yazmıştım, iPad Mini bir tablet için son derece yeterli bir kameraya sahip. Çözünürlük 5 megapiksel ama autofocus özelliği var ve HTC Flyer'da olduğu gibi fotoğraflarda detay kaybı yaşanmıyor. Aşağıda fotoğrafların 500 piksele küçültülmüş hallerini ve %100 boyutlarından kırpılmış parçaları bulabilirsiniz. Yeni fotoğraflar çektikçe Mobil Yazılar'a göndermeye devam edeceğim.











İlgili linkler:
iPad Mini incelemesi

3 Nisan 2013 Çarşamba

Pili değişmeyen telefonlar için yedek pil çözümü

Sony CycleEnergy, günümüzün pili değişmeyen ve pili bitince sizi yarı yolda bırakan “akıllı” telefonları için bir çeşit yedek pil. Ama harici bir pil. Fotoğrafta da görebileceğiniz üzere, bonibon kutusu gibi bir şey. Önce telefonunuzun normal şarj aletini kullanarak bu harici bataryayı şarj ediyorsunuz. Bilgisayarınıza bağlayarak da şarj edebilirsiniz. Normal bir telefonu şarj etmekten farkı yok yani. Sonra, telefonunuzun pili bitince bu bonibon kutusunu, pardon yedek bataryayı telefonunuza bağlıyorsunuz, telefonunuz şarj olmaya başlıyor. Bu sırada telefonunuzu açabilir, normal şekilde kullanmaya, görüşmeler yapmaya devam edebilirsiniz. Hatta beraberinde gelen kısa kabloyu kullanırsanız çevrenizdeki insanlarda uydu telefonuyla konuştuğunuz izlenimi oluşturarak dikkat çekmeyi bile başarabilirsiniz.



Sony CycleEnergy MicroUSB girişinden şarj olan telefonlara uygun. Markası Sony ama, Samsung Galaxy modellerini şarj etmekte hiçbir problem yaşamadı. Ancak HTC Flyer’ın pili biraz büyük geldi sanırım, biraz şarj edip pes etti. iPhone sahipleri üzülmesin, Sony CycleEnergy’nin iPhone versiyonu da var.

Sony CycleEnergy’yi ben 50 TL’ye aldım. Çok ucuz değil ama, çok işime yaradı. Prizden uzakta olduğunuz her yerde, dağda, bayırda, tatilde vs. kullanabilirsiniz. Şekli biraz rahatsız edici; sanırım bu geribildirimi pek çok kişiden almışlar ki bir sonraki versiyonunu normal telefon bataryalarına benzeteceklermiş. Yanında gelen kısa kablo da iyi düşünülmüş. Telefonunuzun pili çabuk bitiyorsa, çekinmeden alın derim. Mobil Yazılar’ın tavsiyesi!

25 Mart 2013 Pazartesi

HTC One S: Kutudan çıkanlar

HTC One S yeni bir telefon değil. Ancak Android işletim sistemli, ortalamanın üzerinde özellikleri olan ve son derece şık telefonlardan biri. Fiyatı 1200 TL, muhtemelen iki-üç aya biraz daha ucuzlar. Yakında Mobil Yazılar'da bu çekici telefonun kısa bir incelemesini yapacağım inşallah.


Bu yazı ve bu sitede yayınlanan bütün diğer yazılar Mobil Yazılar tarafından yazılmıştır ve bütün hakları Mobil Yazılar'a aittir. Başka bir yerde yayınlanamaz.

10 Mart 2013 Pazar

iPad Mini incelemesi

Bir zamanlar Apple’ın 7 inç ekranı olan “mini” bir iPad çıkaracağına inanmak güçtü. Steve’in iPad Mini’ye onay verip vermediğini bilmiyorum ama, Apple iyi ki inadı bırakıp daha taşınabilir tabletler üretme kararı vermiş. Ben iPad Mini’nin en ucuzu olan iPad Mini 16 GB WiFi modelini aldım. Ben aldığımda fiyatı 795 TL idi ve daha pahalıya satan mağazalar da vardı.



Dış görünüş

iPad Mini müthiş görünüyor. Büyük kardeşine (iPad 4’e) göre çok daha ince, çok daha hafif, çok daha taşınabilir. Hatta iPad Mini kullanmaya başladığımdan beri HTC Flyer’ım bana ağır ve kalın gelmeye başladı (iPad Mini 308 gram, HTC Flyer 420 gram). Özellikle siyah modeline bayıldım. Ancak parmak izlerinizle sürekli savaşmak zorunda kalıyorsunuz.

Tek elle tutulabiliyor mu? Eğer elleriniz küçük değilse, evet tutulabiliyor. Ama normal şekilde tutmak isterseniz kenarlarında fazla boşluk olmadığı için ara sıra zorlanabilirsiniz. Hani “parmağını ekrana koysan da kullanabiliyorsun” diyorlar ya, o teknolojiye pek güvenmeyin, çünkü her zaman işe yaramıyor. Cihazı yatay olarak kullanmak daha kolay. Bir de, cihazın arkası biraz kaygan. Zaman zaman elinizden kolayca kayıp düşecekmiş gibi hissedebilirsiniz.



iPad Mini’nin üst tarafında 3.5 mm kulaklık girişi ve güç düğmesi; sağ tarafında ses düğmeleri; alt tarafında Lightning bağlantısı ve stereo hoparlörleri bulunuyor.

Ekran

iPad Mini ile ilgili en çok merak edilen ve en çok tartışılan konu, iPad Mini’nin ekranı. Duymuşsunuzdur, “iPad Mini’nin ekranı berbat, iğrenç ötesi, teribıl teribıl” diye yeri göğü inlettiler. Enteresandır, Apple fanatikleri genelde Apple ne yapsa savunurdu, bu sefer onlar eleştiride başı çektiler. Steve’in “gerçeği çarpıtma alanı” etkisini yitiriyor mu ne?

Neyse, Apple iPad Mini’nin 1024x768 çözünürlükte bir ekranı var. Bu çözünlük iPad 2 ile aynı, ancak Mini’nin ekran boyutu daha küçük. Bu da pikselleri daha küçük yapıyor. Kimse iPad 1 ve iPad 2’nin ekranından şikayet etmiyordu, hatırlarsınız. iPad Mini’nin ekranı iPad 2’nin ekranına göre çok daha iyi görünüyor. Ancak bu ekran “Retina” değil. Yani berbat değil, ancak mükemmel de değil. Hatta HTC Flyer’ın ekranı zaman zaman çok az da olsa daha iyi gibi geliyor bana (iPad Mini 162 ppi, HTC Flyer 170 ppi).

iPad Mini’nin ekranında fotoğraflarla, oyunlarla, videolarla sıkıntı yaşayacağınızı sanmıyorum. Pek çok uygulamada ekran çözünürlüğü yeterli geliyor. iPad Mini’nin ekranının “keşke” dedirttiği anlar web sitelerindeki küçük yazılarda ve PDF’lerdeki ince ayrıntılarda ortaya çıkıyor. Ancak burada sadece “küçük yazılardan” ve “ince ayrıntılardan” bahsettiğimi vurgulamak isterim. Çoğu zaman okunurluk konusunda herhangi bir sorun olmuyor. iPad Mini 2’nin ekranı muhtemelen daha yüksek çözünürlükte olacaktır. Eğer gözünüz yüksek çözünürlüklü ekranlara alıştıysa ya da iPad’inizi çoğunlukla küçük karakterleri olan ayrıntılı dokümanları okumak için kullanacaksanız yeni versiyon çıkana kadar beklemenizi tavsiye ederim.



Çözünürlük dışında iPad Mini’nin ekranı ile ilgili söylemek gereken başka şeyler de var elbette. Örneğin, ekranın Android tabletlerdekinden farklı bir formatı var. Film izlemek için bu ekran formatının uygun olmadığı söyleniyor. Allah aşkına, sabahtan akşama kadar iPad Mini’de film mi izleyecekler, merak ediyorum. Çünkü filmler dışında hemen her şey için çok daha uygun bir ekran formatına sahip iPad Mini. Web’de gezinmek için, dokümanlara bakmak için diğer Android tabletlerin “ince uzun” ekranlarına göre çok daha uygun.

Ses

iPad Mini’nin ses kalitesinde herhangi bir sorun yok. Ama hoparlörün yerleşimi ile ilgili çok ciddi bir problem var. Stereo hoparlörleri varmış iPad Mini’nin. Peki cihazı yan yatırdığımda ses sadece tek bir taraftan geliyorsa, ne anladım stereo olmasından?

Benzer bir problem HTC Flyer’da da vardı. İki adet hoparlörü vardı ama ikisi de arkadaydı. Ses arkadan yansıyarak geliyordu. Hem az geliyordu, hem de kalite düşüyordu. iPad Mini’nin hoparlörleri de ya sağda, ya solda kalıyor. Doğrusunu isterseniz o kadar keyif kaçırıcı, o kadar dikkat dağıtıcı oluyor ki bu yüzden ya cihazı dik kullanıyorum ya da kulaklık takıyorum.



Pil ömrü

iPad Mini’nin pil ömrü muhteşem. Tabi 2013 standartlarında muhteşem ama, olsun. Şöyle bir test yaptım. Bir gün boyunca, bir saatin üzerinde YouTube videosu izledim, 30 dakikadan fazla 3D bir oyun oynadım, bol bol müzik dinledim ve internette gezindim. 24 saatin sonunda %10 uyarısı verdi. Elbette 24 saat kesintisiz kullanmadım ama, çok yoğun kullandığım bir günde bile beni yarı yolda bırakmamış olması takdiri hak ediyor.

Bu arada, iPad Mini yeni Lightning Connector bağlantısını kullanıyor. Kullanım kolaylığı bakımından MicroUSB bağlantılarından daha iyi. Tersi-düzü yok. Takmak için savaşmanız gerekmiyor. Tek problem, Apple’ın yine Apple’lığını yapıp standart dışı, kendine has bir format kullanmış olması.

Hafıza ve performans

iPad’ler hafıza kartlarına düşman biliyorsunuz. Android işletim sistemli pek çok cihazın aksine iPad’lere hafıza kartı takılarak kapasitesi arttırılamıyor. Benim aldığım model iPad Mini 16 GB WiFi modeli. 16 GB hafıza normal bir kullanım için yeterli. Ancak bol bol oyun yüklemek, müzik arşivinizi iPad’inizde saklamak, çeşit çeşit videolarınızı iPad’inize kaydetmek istiyorsanız, 16 GB size kesinlikle yetmeyecektir. İşin kötüsü, daha yüksek kapasiteli modeller saçma sapan bir şekilde pahalı. 32 GB model 245 TL, 64 GB model 490 TL daha pahalı. Halbuki hafıza kartları bu kadar pahalı değil.

Performans bakımından gözle görünür bir yavaşlık olmamakla birlikte, yeni nesil iPad 4’lerin çok daha hızlı olduğuna şüphe yok. Herhalde iki sene idare edersiniz, sonra yenilemek zorunda kalırsınız. Hiçbir şey değişmese bile internet sayfaları karmaşıklaşıyor, tabletlerin işlem gücünü aşar hale geliyor.

Kamera

iPad Mini’nin kamerası 5 megapiksel çözünürlükte fotoğraflar ve 1080p videolar çekebiliyor. İnanın normal iPad’leri ile fotoğraf çeken o kadar çok insan gördüm ki bu boyuttaki bir cihazla fotoğraf çekme fikri artık garip gelmemeye başladı.Yine de çoğu zaman tabletinizi değil telefonunuzu kullanacağınızı düşünüyorum. Dolayısıyla, 5 MP çözünürlük bu cihaz için yeterli.





iPad Mini’nin fotoğraf ve video kalitesi normal. Mükemmel değil ama, bir tablet için son derece yeterli. İhtiyacınız olduğu zamanlarda sizi yarı yolda bırakmayacaktır.

iPad Mini fotoğraf kalitesi ile ilgili örnekler için buraya tıklayınız.

iPad deneyimi

iPad kesinlikle üst düzey bir “sadeleştirilmiş bilişim” deneyimi sunuyor. Ama paranız varsa. Paranız varsa, Apple ekosisteminden oyunlar, müzikler, filmler, çeşit çeşit yazılımlar ile müthiş bir deneyim yaşayabilirsiniz. Buna ek olarak kolayca bulunabilen kılıflar, klavyeler, her zevke ve zevksizliğe uygun aksesuarlar satın alabilirsiniz. Tabi paranız varsa. iPad oyunları Android oyunlarından daha fazla satıyor. iPad satın alanlar daha zengin. Dolayısıyla iPad’in her şeyi ama her şeyi daha pahalı.

Yine de hakkını verelim, yeterince sabrederseniz favori oyunlarınızın kısa bir süreliğine bedava olduğunu görebilirsiniz (Uslu bir çocuk olursanız şirinleri de görebilirsiniz).

Bu arada, ücretsiz olan yazılımları ve iOS ile ilgili daha pek çok şeyi takip edebilmek için iPhoneTurkey.biz'in programını tavsiye ederim.

iTunes

Herkes iTunes’dan nefret ediyor. Apple’a yakışmadığını söylüyorlar. Bu incelemede bu konulara hiç girmeyeceğim. Neden biliyor musunuz? Çünkü iPad’inizi bilgisayara hiç bağlamadan da kullanabiliyorsunuz. Belki eninde sonunda iTunes kurmak zorunda kalacağım ama, o güne kadar iTunes’suz bir iPad deneyiminin keyfini çıkarmak istiyorum.

Android tabletler mi? iPad mi?

İtiraf etmeliyim, Android ismine baştan beri gıcık kapıyorum. Hem söylemesi zor, hem de her yerinden geek’lik akıyor. Bence iPad, sıradan vatandaş için Android işletim sistemli tabletlerden daha iyi bir seçim. Android, iOS’e göre daha fazla özelliğe, daha fazla detaya sahip. Yani babaanneniz için alacaksanız mutlaka iPad almalısınız. Ama daha esnek bir cihaz istiyorsanız tercihinizi Android’den yana kullanabilirsiniz.

Biliyorum, takım tutar gibi teknoloji firması tutan arkadaşlarımız var. Sizi fikrinizden caydırmak için ellerinden geleni yapacaklar. Ya da satın aldığınıza pişman etmek için. Bence kaliteli Android tabletler ile iPad arasında ciddi bir fark yok. Her iki platformun da kendine göre artıları ve eksileri var. iPad kullanırken de gıcık olduğunuz şeyler olacak, Android işletim sistemli bir tablet kullanırken de.

Bir süre önce Mobil Yazılar'da “Tablet Rehberi: Tablet satın alırken nelere dikkat etmeli?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bir göz atmanızı tavsiye ederim. Okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Bir de, iPad dünyasına bir kere girdiniz mi geri dönüşünüz pek kolay olmayacaktır. Demedi demeyin. O oyunu da satın alayım, bu albümü de indireyim derken bir de bakıyorsunuz ki Apple ekosistemine ondan ayrılamayacak kadar çok para yatırmışsınız.



iPad mi? iPad Mini mi?

iPad’inizi sadece evde kullanacaksanız, daha büyük ekranlı bir iPad daha iyi olabilir. Ama yanınızda taşımayı düşünüyorsanız, iPad Mini’ye mutlaka bakmanızı tavsiye ederim. Daha büyük her zaman daha iyi değildir. iPad Mini’nin inceliği, küçüklüğü ve hafifliğine aşık olabilirsiniz.

Bir de, iPad Mini, büyük iPad'lere göre daha uygun fiyatlı. Özellikle de çocuklarına iPad alacak aileler için ya da Apple'ın "incredible, amazing, awesome" dünyasına ilk kez adım atacaksanız iPad Mini daha iyi bir seçim olabilir.

Sonuç

iPad Mini'nin ekranı çok yüksek çözünürlükte olmayabilir ama, yine de size keyifli bir deneyim vaad ediyor. İlk kez bir tablet alacaksanız, bütçeniz sınırlıysa, aceleniz de varsa, şimdi bir iPad Mini 16 GB WiFi alın. Aceleniz yoksa iPad Mini 2’yi beklemenizi öneririm, zaten yakında duyurusu yapılır herhalde. Eğer bilgisayarla aranız iyiyse, Android’in ara sıra kafa karıştıran yapısından çekinmiyorsanız, Android tabletleri de gözden geçirin. Eğer çocuğunuz için alacaksanız iPad Mini 2’yi beklemenize gerek yok; iPad Mini (ve sağlam bir kılıf) yeterli olacaktır.

Mobil Yazılar’dan şimdilik bu kadar. Daha sonra iPad Mini ile ilgili farklı konularda yeni yazılar göndermeyi düşünüyorum. Sorularınız varsa yorum bölümünde sormaktan çekinmeyin.

3 Şubat 2013 Pazar

iPad Mini: Kutudan çıkanlar

iPad Mini incelemesi yakında geliyor! Şimdilik kutudan çıkanları paylaşmak istedim. iPad Mini'nin kutusundan cihazın kendisi, şarj aleti, bilgisayara ve şarj aletine bağlamak için yeni Lightning Connector kablosu ve birkaç bilgi kartı çıkıyor.



Ben iPad Mini'nin en ucuz modeli olan iPad Mini 16 GB WiFi modelini aldım. Kimi mağazalarda uçuk fiyatlar görüyorum, tavsiyem 700-790 TL'den fazlasını vermemeniz yönünde.



iPad Mini'nin kurulumunu bilgisayara bağlamadan da yapabiliyorsunuz, ancak kablosuz internet bağlantısına ihtiyacınız var. Ekrandaki adımları takip ederek tüm bilgilerinizi girdikten sonra yazılım satın almaya bile başlayabilirsiniz.



iPad Mini ile ilgili en çok merak edilenlerden biri ekranın kalitesi. iPad Mini'nin ekranı gerçekten söylendiği kadar kötü mü? Yakında, iPad Mini incelemesinde birlikte değerlendirelim! O zamana kadar siz de yukarıdaki iPad Mini anketine katılabilirsiniz.

iOS işletim sistemli cihazlarla ilgili bir de site tavsiyesi vereyim: iPhoneTurkey.biz

29 Kasım 2012 Perşembe

Sony Xperia Sola İncelemesi

Xperia Sola, Sony’nin orta seviye telefonlarından biri. Ben 900 TL’ye aldım ama şimdilerde indirimlerden de yararlanırsanız 800 TL’nin altına bulabilirsiniz. "Orta seviye" dedik ama, bu kötü bir şey mi acaba? Görelim bakalım.



Tasarım

Xperia Sola’nın siyah-beyaz renkli olanını aldım. Fotoğraflarında pek hoş gözükmese de insan eline alınca düşüncesi değişiyor. Özellikle de bu renklerin yakıştığını düşünüyorum (takım tutmuyorum!). Açma-kapama düğmesi sol üst tarafa yerleştirilmiş. Bunu beğenmeyenler varmış. Xperia S’te de böyle değildi. Ama ben bu yerleşimi çok başarılı buldum.



Ekran

Xperia Sola’nın ekranı günümüzün popüler telefonlarına göre daha küçük, 3.7 inç. Ancak 480x854 piksel çözünürlüğü var. Mobile Bravia Engine sayesinde renkler oldukça canlı. Cihazın ekranına bakmak son derece keyifli. Doğrusu Xperia Go’dan vazgeçmemin sebebi bu ekran oldu.



Şimdi büyük ekranlar moda biliyorsunuz. Kiminle konuşsam ya Galaxy S3 ya da Galaxy Note II almak istiyor. “Büyük ekran istiyorum” diyor. Apple bu trendi gördü de ekranı büyüttü herhalde. Doğrusu Xperia Sola’nın ekranı bu yeni standartlara göre küçük. Ama bu biraz da ne istediğinize bağlı. Mesela Xperia S’in ekranı Sola’ya göre daha büyük, tamam, ama bu sefer de kocaman bir telefon çıkıyor ortaya. Büyük ekran mı istiyorsunuz, yoksa mobilite mi? Tabletimin büyük ekranına alıştığımdan olsa gerek, telefonların “büyük” ekranları da küçük geliyor bana! Şahsen tabletim dururken kesinlikle telefondan video izleme, oyun oynama, internette gezinme gibi şeyler yapmıyorum.

Gelelim Xperia Sola’nın diğer telefonlardan en önemli farkına. Xperia Sola, parmağınızla tam olarak dokunmadan da parmağınızı algılıyor. Bilgisayardaki “Mouse over” özelliği gibi yani. Hani fare işaretçisini internet sitelerinde menülerin üstüne getirirsiniz de menüler siz tıklamadan da açılır ya. İşte o özellik. Parmağınızı yaklaştırıyorsunuz ve menüler açılıyor. Bu özellik bazı internet sitelerinde ve haber portallarında çok kullanışlı oluyor. Böyle bir özelliği olmayan cep telefonunuzdan bu tür bir internet sitesini kullanmaya çalıştıysanız menülü sitelerin ne kadar sinir bozucu olduğunu bilirsiniz.

Amaaa… Evet sevgili Mobil Yazılar okurları, kötü şeyler yazacağım. Böyle bir özellik var ama, bu söylediğim şey dışında pek bir işe yaramıyor. Hatta bu özelliğini bile rahat kullanamıyorsunuz. Ekran küçük, sizin tıklamanız ya da parmağınızı yaklaştırmanız gereken linkler de küçük. Parmağınızı yaklaştırıyorsunuz, bazen menü açılmakta gecikiyor, siz de “Herhalde parmağımı algılamadı” diye biraz daha yaklaştırıyorsunuz, bir de bakmışsınız, yanlışlıkla tıklamışsınız. Halbuki tıklamak istemiyordunuz. Haydi geri gidelim bakalım, yeniden deneyelim “tıklamamayı”...

Bitmedi! Biraz daha olumsuzluk var sevgili okurlarım. Xperia Sola’nın ekranına bu “Mouse over” özelliği ekleyebilmek için her ne yaptılarsa, bir yan etkisi olmuş. Cihazı elinize alıp normal bir şekilde kullanırken sorun yok. Ama bir yüzeye koyduğunuzda, örneğin masanın üstüne koyup tek parmağınızla kullanamaya kalktığınızda ekran dokunmalarınızı algılamamaya başlıyor. Önce yazılımsal bir sorun var sandım. Ardından birkaç kişiye daha test ettirdim. Sonunda deneme yanılma yoluyla sorunu buldum. Telefonun arka kapağı deriniz ile temas etmeli. Yoksa parmağınızı canı istediğinizde algılıyor. Telefonu her zaman masanın üstünde yada yüzüstü yatarken kullanacak değilsiniz elbette. Ama ihtiyacınız olduğunda Xperia Sola’yı diğer telefonlarda hiçbir sorun çıkmadan kullanabildiğiniz şekilde kullanamıyor olmanız can sıkıcı olabiliyor. Ekranın bu problemini bilmenizde fayda var.

Ses

Telefon görüşmelerinde ses seviyesi düşük. Kalabalık ortamlarda karşı tarafın sesini duymak zor oluyor. Bazen telefonun yanında gelen kulaklığı kullanmak zorunda kalıyorum. Bunun dışında müzik dinlerken ses konusunda bir problem yaşamadım.

Zil sesi yüksek çıkıyor ama, titreşime aldığınızda çağrıları kaçırmaya hazır olun. Titreşimi o kadar hafif ki, ceketimin cebindeyken bile titrediğini fark etmiyorum. Gerçi diğer telefonlar da titrerken çıkardıkları seslerle yeri göğü inletiyorlar. Seçim sizin, ben söylemiş olayım. Az titresin, sessiz titresin diyorsanız, Xperia Sola size göre.

Pil Ömrü

Dünya öyle bir hale geldi ki, herkes “Şarjı bir gün gidiyor mu? İyiymiş be!” diyor. Allah aşkına. Ben Nokia E63’ümün şarjını beğenmiyordum. Şimdi her gece telefonu şarj etmem gerekiyor. İş yerimde bir şarj aleti, evimde bir şarj aleti. Bir de arabaya alacağım inşallah. Kablolu telefonların zamanına geri döndük, şarj aletinin kablosuna bağlıyız artık. Xperia Sola da son dönemin Android telefonlarından farklı değil. Pili değiştirilemiyor. Şarjı normal kullanımda bir gün gidiyor. Yoğun bir gün geçirdiyseniz, gece olmadan pilin bitmesine hazır olun.



Kamera ve Video

“Her telefon otofokus’lu bir kameraya sahip olmalı” diyorum her fırsatta. Xperia Sola’nın otokus özellikli 5 MP kamerası mükemmel kalitede fotoğraflar çeken bir kamera değil, ama çoğu zaman yeterli oluyor. Bence bir “akıllı telefon”, hastaneden aldığınız laboratuvar barkodunun fotoğrafını çekebilmeli. Bir kitaptan ya da dergiden beğendiğiniz bir paragrafı fotoğraflayabilmelisiniz. Uçak biletinizin fotoğrafını çektiğinizde yazılar bulanık çıkmamalı. Bütün bunları, “EDOF, full focus, tam odaklı kamera” falan diye çok iyi bir özelliği varmış gibi sattıkları telefonların yapamadığını söylemiyorlar elbette.



Normal ışık altında Xperia S’ten sadece megapiksel olarak düşük fotoğraflar çekiyor. Ama biraz daha zor şartlar altında, ters ışıkta, az ışıkta vs. Xperia S’e göre çok daha kötü fotoğraflar çekiyor. Ya da, kötü demeyelim de, “telefon kamerası olduğunu hissettiriyor” diyelim.



Xperia Sola 1080p videolar çekemiyor, 720p’de kalıyor. İlginçtir, hem Xperia S, hem de Sola ile 720p ayarında aynı görüntüyü çektiğimde Sola daha net bir görüntü verdi.



Xperia S’de olduğu gibi, Sola’da da uyku modundayken kamera düğmesine basılı tutarak hızlıca fotoğraf çekme özelliği var. Ancak kamera düğmesi biraz sert. Zamanla alışılıyor tabi. Panorama çekim, 3D panorama gibi özellikleri de var. Çözünürlük Xperia S’e göre daha düşük olduğu için panorama fotoğraflar çok fazla detay veremiyor. Yine de ara sıra kullanıyorum.

Örnek fotoğraflar burada: Xperia Sola ve Xperia S fotoğraf kalitesi karşılaştırması

Sonuç: Xperia Sola almaya değer mi?

Xperia Sola uygun fiyatlı ve telefon olarak başarılı bir cihaz. Çok büyük değil (ele avuca sığıyor), yeterince hızlı, yeterli hafızası ve MicroSD kart yuvası var. Ekran çözünürlüğü ve kalitesi gayet güzel. Ben keyifle kullanıyorum. Eğer daha fazla beklentiniz varsa, Xperia S ya da Samsung Galaxy S3 gibi telefonlara yönelmenizi tavsiye ederim, ama pek çok kişi için Sola gibi telefonların yeterli olduğunu düşünüyorum.

Xperia Sola ile ilgili diğer yazılarım:
Sony Xperia Sola: Kutudan çıkanlar
Symbian'dan Android'e: Nokia'dan Xperia'ya telefon numaralarını aktarmak
Xperia Sola ve Xperia S fotoğraf kalitesi karşılaştırması
Xperia Sola programları

19 Ağustos 2012 Pazar

Asıl mesele: Kindle kitaplarımızın yerini alabilir mi?

Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız.

Kitap sayfası gibi görüntü veren bir ekran. Küçük, hafif, ince bir cihaz. Uzun pil ömrü. Amazon Kindle kitaplarımızın yerini alabilir mi?



Kullanımı çok zor değil ama, arabirim yer yer kafa karıştırıcı olabiliyor. Kindle’ı kullanmak bir kitap kullanmak kadar kolay değil. Kitabı açar ve okursunuz. Kindle ise kullanıcı deneyimi bakımından bir kitap gibi değil, “dijital okuyucu” gibi. Arabirimde -bir kitapla karşılaştırıldığında- alışmanız gereken çok detay var. Örneğin sağ üst köşeye tıklarsanız sayfayı işaretliyorsunuz. Ama azıcık altına tıklarsanız menü ve diğer düğmeler görünür oluyor. Teknoloji ile arası iyi olmayan bir kişi -ki o kişiler de bu cihazın hedef kitlesi içerisinde bulunuyor- bu gibi detaylardan bunalabilir.

Kitaplara göre bazı artıları var: Bütün kitaplarınızın yanınızda olması (ve evde/çantada yer kaplamaması), kitap içinde ya da tüm kitaplar içinde arama yapabilme, içinde dâhili sözlüğün bulunması, fontu istediğiniz gibi değiştirebilme, kişisel dokümanlar, sesli okuma gibi. Ayrıca e-kitaplarda normal kitapların o kronik cilt ayrılması probleminin olmaması da harika bir şey.

Ama kitapların da başka artıları var: Kitapların pili bitmez. Kitaplar bozulmaz, düşünce kırılmaz, kendi kendine resetlenmez. Kitaplar ucuzdur. Arkadaşınıza ödünç verebilirsiniz. Sayfalara hızlıca göz atabilirsiniz. İki-üç kitabı yan yana açıp çalışabilirsiniz. Sayfa kenarlarına kaleminizle notlar alabilirsiniz. Normal kitap sayfaları e-ink gibi siyah-beyaza mahkûm değildir, renkli de olabilir. Ayrıca e-kitaplarda exlibris’ten, çeşit çeşit ayraçlardan eser yok.



Kişisel dokümanlar yükleyebilmenin kolaylığı, Kindle’ın en güzel yönü. Kindle’ın “Personal Documents” diye bir servisi var. Amazon Kindle hesabınızı açtıktan sonra online olarak istediğiniz dokümanı Kindle’ınıza gönderebiliyorsunuz. Benim için bu çok önemli: İnternette bulduğum onca şeyi gözüm yorulmadan okuyabiliyorum. Hem de Kindle’ımda beğendiğim makalelerden offline bir arşiv oluşuyor. Aynı zamanda Read-it-later ve benzeri servisler gibi kullanıyorum, eğer o anda okuyacak vaktim yoksa, Kindle’a gönderiyorum ve müsait olduğumda makale beni bekliyor.

PDF’ler ile pek iyi anlaşamıyor. “Bu cihazda PDF dokümanlarını, makaleleri okumak çok iyi olur” diye düşünüyorsanız, hiç düşünmeyin, tabletler PDF konusunda çok daha iyiler. Tabi okuyacağınız PDF’ler sadece yazıdan ibaretse Kindle formatına dönüştürerek okuyabilirsiniz.

Amazon size hizmet vermek zorunda değil. Normal kitaplar size aittir, bunu hissedersiniz. Peki ya e-kitaplar? Fotoğrafların elektronikleşmesiyle onlarca fotoğraf çekmeye başladık ve fotoğrafların değerini azalttık. E-kitaplar da aynı kaderi paylaşabilir mi? Bir kitabı onlarca, belki yüzlerce yıl saklayabilirsiniz. E-kitapları? Amazon ortadan kalktığında kitaplarınız ne olacak? Ya da bir gün Kindle’ın ek hizmetlerinden (doküman yükleme gibi) faydalanamazsanız? Amazon’un “sana kitap satmayacağız” demesi görülmedik şey değil.



Kindle’ın en büyük problemi: Kindle kitapları Türkiye’de satılmıyor. Yurt dışında yaşıyorsanız bir Kindle almak için çok önemli bir sebebiniz var: Geniş e-kitap arşivi. Ancak bu arşive Türkiye’den ulaşmak henüz mümkün değil. Idefix’in yaşadığı zorluklar ve okuma alışkanlığından uzak oluşumuz göz önüne alınırsa, yakın zamanda da Türkiye’de kitap satışına başlayacaklarını sanmıyorum. Kindle kendi formatı dışındaki kitapları açamıyor, dolayısıyla bir şekilde kitapları dönüştürmezseniz İdefix’ten alacağınız e-kitapları da Kindle’da açıp okumanız mümkün değil.

Tablet mi Kindle mı? Amaç “okumak” ise, kesinlikle Kindle. Ama diğer her şey için tabletler daha iyi. Kindle bana zamanında kullandığım siyah-beyaz ekranlı databankları ve PDA’ları hatırlatıyor. Keşke biraz daha fazla özelliği (örneğin bir not defteri programı) olsaydı da sürekli yanımda taşımak isteyebileceğim bir cihaz olsaydı diye düşünmeden edemiyorum.

Kindle mı, yoksa başka bir e-kitap okuyucu mu? Kindle’ın sınırlarını anlattım ama, bu sizi yanıltmasın, iyi yönleri de çok. Yazılımsal olarak sağlam, ekranı kaliteli, pil ömrü iyi, bir de Amazon’un ekstra servisleri var ki bu gerçekten artı değer katıyor. Fiyatı da uygun, eğer Amerika’dan alırsanız. Ben Kindle’dan şimdilik menunum, ancak diğer e-kitap okuyuculara, özellikle Sony’nin okuyucularına göz atmadan karar vermeyin derim.

Başlangıçta sorduğumuz soruyu cevaplayalım: Henüz değil! Kindle kitaplarınızın yerini henüz alamaz. Güzel bir dijital metin okuma cihazı, ama kitaplarınızı kütüphaneye bağışlayıp Kindle'a geçmek için henüz erken. Hem e-kitap formatının, hem e-kitap yayıncılarının, hem de e-kitap okuyucuların biraz daha gelişmesi, bir de Amazon'un Türkiye'ye açılması lazım.

İlerleyen haftalarda e-kitaplar üzerine yazmaya devam etmeyi düşünüyorum. Yeni yazılardan haberdar olmak için Mobil Yazılar'ı Twitter'da takip edebilirsiniz: https://twitter.com/mobilyazilar

İlgili linkler
Kindle Touch ile ilgili ipuçları
Kitaplar ve e-kitaplar üzerine
Türkiye E-kitabı sevdi (PocketPC.gen.tr) 

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Amazon Kindle Touch incelemesi

Amazon Kindle Touch dokunmatik ekranlı bir e-kitap okuyucu. Tabletlerin yaygınlaştığı bir dönemde e-kitap okuyuculara ihtiyaç var mı? Bakalım…



Dış görünüş ve ergonomi

Kindle Touch’ın ön yüzünde tek bir düğme var, o da diğer cihazlardan alışık olduğumuz home/ev/ana sayfa düğmesi. Doğrusu teknolojik görünümlü cihazları seven bir kişi olarak dokunmatik özelliği olmayan standart Kindle’ın (4. Nesil Kindle) görünümünü daha çok beğendiğimi itiraf etmeliyim. Hem daha güzel görünüyor, hem de daha hafif. Ancak ekstra özellikler ve dokunmatik ekranda not alma özelliği beni Kindle Touch’a yönlendirdi. Pişman değilim, ama ucuza bulursam öbüründen de bir tane almayı düşünüyorum.

"Kindle'ın klavyesiz olması onu teknolojik bir oyuncak gibi gözükmekten kurtarmış, kitaplara yaklaştırmış."

Gerçekdışı bir ekran

Bir e-kitap okuyucunun var olma sebebi ekranı olsa gerek. Kindle Touch’ın da en önemli özelliği ekranında. İlk kez bir e-kitap okuyucunun ekranına bakıyorsanız cihazın üzerinde ekranı korumak için yapıştırılmış bir plastik olduğunu düşünebilirsiniz. Diğer e-kitap okuyucularda da olduğu gibi, Amazon Kindle Touch’da da bir e-ink ekran var. Yani ekran kitap sayfası gibi okunaklı ve çok az enerji harcayan bir ekran. Aslına bakarsanız enerjiyi sadece görüntü değişirken harcıyor. Ekran LCD değil, bu da onun gözü yormayan bir ekran yapıyor.

"İlk kez bir e-kitap okuyucu görüyorsanız, ekrandaki şeyin gerçek bir görüntü olduğuna inanamayabilirsiniz."

Güneş ışığı altında diğer ekranlara göre kesinlikle çok daha okunaklı. Ekranda kendi yansımanızı değil, yazıları görüyorsunuz. Doğrudan güneş ışığı altında en kötü görünümü parlak kağıda basılmış bir kitap sayfası ile eşdeğer, yani güneş ışığı altında bile normal tabletlerden kat kat okunaklı.

Elbette böylesine sıradışı bir ekranın bazı “farklı” yönleri de var. Ekran aydınlatması olmadığı için, normal bir kitap gibi, ışık yoksa okuma da yok (Ancak bu engeli aşmayı sağlayabilecek GlowLight’lı versiyonunun çıkması bekleniyor). Ekran, tablet ekranları gibi renkli değil, makalelerdeki fotoğraflar siyah-beyaz bir gazetede basılı fotoğraflar gibi gözüküyor. Ayrıca ekran yavaş çalışıyor. Bir şeyler okurken, sayfaları çevirirken bu çok da problem olmuyor, ama web tarayıcısını kullanırken ya da PDF uzantılı dosyaları kaydırmaya çalışırken kendini hissettiriyor. Bununla birlikte Kindle Touch’ın e-kitap okuyucular arasında en hızlı ve en kaliteli ekranlardan birine sahip olduğunu belirteyim. Kötü değil yani; sadece, alışık olduğumuz ekranlardan daha farklı bir şekilde çalışıyor.



Dokunmatik ekran? Buna değer mi?

Kindle Touch, adı üstünde, dokunmatik bir cihaz. Dokunmatik teknolojisi biraz farklı, tabletlerdeki gibi ekranın önünde dokunmatik bir katman yok. Dolayısıyla görüntü kalitesinde düşme yok. Ayrıca ekran tabletlere göre daha geç tepki verse de yazı yazarken hiçbir problem yaşamadım. Tablette yazacağım hızda notlar aldım ve tıkladığım bütün karakterleri algıladı.

Tabletlere alıştığımız bir dünyada dokunmatik olmayan Kindle modelleri biraz eski moda gelebilir. Hatta klavyesiz ve dokunmatik ekransız “4. nesil Kindle” modelinde not alma deneyimi 90’ların databanklarını akla getiriyor. Ama Kindle serisinin özellikleri ve kulanım alanlarını düşününce klavyesinde yazı yazmak dışında dokunmatik ekrana çok da ihtiyacınız olacağını sanmıyorum. Menülere falan dokunabiliyorsunuz ama, ha dokunmuşsunuz, ha tuşları kullanarak seçmişsiniz, fark etmiyor.

Eğer sadece okuyacaksanız, dokunmatik ekrana ihtiyacınız yok. Boşuna ağırlık taşıyacağınıza 4. nesil Kindle’ı düşünün. Ama notlar da alacaksanız… bu da bizi bir sonraki başlığa götürüyor:



Kindle Touch dokunmatik ekrandan yeterince faydalanamıyor!

Dokunmatik ekran klavye konusunda rahatlık sağlıyor. Hem önceki modellerdeki fiziksel klavyenin kitap gibi gözükmesi gereken bir cihazda sebep olduğu görüntü kirliliğinin önüne geçiliyor, hem de cihaz küçülüp hafifleşiyor. Ama Kindle Touch, dokunmatik olmasının artılarından yeterince faydalanamıyor! Örneğin not alma özelliği sadece kitaplardaki metinler üzerinde çalışıyor. Bir metni seçip “not ekle” diyorsunuz, ekleniyor. Bunun dışında bir not defteri uygulaması yok. Bence bu ciddi bir eksiklik. Diğer bazı e-kitap okuyucular gibi kalem ya da parmak ile sayfalara çizim yapmak mümkün değil. Dokunmatik özelliğinden faydalanan ekstra bir uygulama, bir oyun vs. yok. Aslında büyük bir potansiyeli var, ama bunu değerlendirmiyor.

Pil ömrü: Android telefonunuz utansın!

Cihazın pil ömrü WiFi özelliğini açık bırakıp bırakmamanıza göre ciddi şekilde fark ediyor. WiFi özelliğini açık bırakırsanız güncellemeleri ve yeni dokümanlarınızı otomatik olarak indiriyor, ancak pil ömrünü birkaç güne iniyor. Ben dokümanlarımı indirmek için WiFi özelliğini kısa süreli açıp kapatmayı seçiyorum. WiFi kapalı olduğu ve ses/MP3 özelliklerini kullanmadığınız sürece günlerce, haftalarca kullanmak mümkün. Şarj etmek için ise bir adaptörü bulunmuyor, micro USB kablosu ile bilgisayarınıza bağlayarak şarj ediyorsunuz.

Metin okuma ve MP3 özellikleri

Kindle Touch’ın dâhili hoparlörleri ile ya da bir kulaklık kullanarak ses ve müzik dinlemek mümkün. Sesten kastım, İngilizce metin okuma özelliği. Ben pek işe yarar bulmadım, zira okuma kalitesi çok iyi değil, ses fazla mekanik. Ayrıca cihaza USB bağlantısı ile yüklediğiniz MP3’leri de dinleyebiliyorsunuz. Kitap okurken arkada müzik çalmasını isteyenler ya da sesli kitapları dinlemek isteyenler için faydalı olabilecek bir özellik. Cihazın MP3 ve dokümanları depolamak için 4 GB hafızası var ama MicroSD kart yuvası yok.



Genel yazılımsal özellikler

Kindle Touch bol özellikli e-kitap okuyuculardan biri. Neler yapabilirsiniz?
  • Kitaplarınızı klasörlere ayırabilirsiniz (Collections).
  • Kitaplarınız içinde arama yapabilirsiniz.
  • Beğendiğiniz sayfaları ve metinleri işaretleyebilir, notlar ekleyebilirsiniz. Bu notlarınız içinde arama yapabilir ya da intenette paylaşabilirsiniz.
  • İçinde bulunan İngilizce-İngilizce sözlük sayesinde kelimelerin anlamlarına bakabilirsiniz. Ne yazık ki Türkçe seçeneği yok.
  • Metinleri İngilizce olarak dinleyebilirsiniz. Kitap okurken müzik dinleyebilirsiniz.
  • Metin boyunu değiştirebilirsiniz. Yatay ya da dikey görünümlerden birini seçebilirsiniz.
  • Wikipedia’da arama yapabilirsiniz.
  • Cihaz arasıra yazılım güncellemelerini kendi kendine çekip yeni özellikler ekliyor.
  • İnternete bağlanabilirsiniz. Çok büyük bir beklentiniz olmasın ama. Özellikle her tür WiFi ağına bağlanamadığını belirteyim (Ben işyerimde bağlanamıyorum).
  • Cihazın içinden Kindle Store’da arama yapıp kitap satın alma özelliği var ama Türkiye’de çalışmıyor.
  • Amazon hesabı oluşturduktan sonra beğendiğiniz yazıları Kindle’ınıza gönderebilirsiniz. Türkiye’de Kindle kitapları satın alınamadığı için şimdilik Kindle’ın en faydalı yönü bu.

Bol özellik dedim ama, yine de eklenebilecek çokça özellik var. Sanki bir şeyler eksikmiş, biraz daha çaba sarf etseler çok daha iyi bir cihaz ortaya çıkacakmış gibi bir his bıraktı bende.



"Türkiye'de Kindle kitapları satılmıyor, cihaz Kindle formatından başka formatı da desteklemiyor."

Bir de ne yapamadığınızı yazayım: Türkiye’de Kindle kitapları satmıyorlar. Cihaz Kindle formatından başka formatı da desteklemiyor. Yani o koskoca Amazon e-kitap kütüphanesi hiçbir işinize yaramıyor! Yine de Kindle işe yaramaz bir alet değil. Ben uzun metinleri, internetten indirdiğim makaleleri ve benzeri şeyleri Amazon’un Personal Documents servisini kullanarak Kindle’dan okuyorum. Kindle ile tabletim arasında gidip geldikçe, normal ekranlardan okumanın ne kadar zor olduğunu fark ediyorum. Bu ekran ve Amazon Personal Documents hizmeti sayesinde Kindle Touch’ı keyifle kullanıyorum.

Yazının ikinci bölümü için buraya tıklayınız.

İlgili linkler
Kindle Touch ile ilgili ipuçları
Kitaplar ve e-kitaplar üzerine